Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Keliğra Kalesi’nin Onarılması ve Korunması

0

Hüseyin Paşa’nın Keliğra Kalesi’ni Onarması

Hüseyin Paşa, kendi malını kullanarak Keliğra Kalesi’ni onarmıştır. Bu kalenin içine bir kale muhafızı ve kul yerleştirilmiştir. Kalenin sağlamlığı, savaş zamanlarında insanlara güvenli bir sığınak olmasını sağlamıştır. Çetin ve dayanıklı bir yapıya sahip olan Keliğra Kalesi, özellikle Kazak-ı Ak şerrinden korunmak isteyen insanlar için güvenli bir yer olmuştur. Ancak, Veziriazam Kara Mustafa Paşa, Hüseyin Paşa’ya rağmen kaleye olan ilgisini kaybedince, kaleye yerleşenler gitmiş ve kale bakımsız kalmıştır. Kalenin bakımı yapılmadığı için zamanla unutulmuş ve boş kalmıştır customized tours istanbul.

Keliğra Sultan Tekkesi’nde Dervişlerle Sohbetler

Keliğra Sultan Tekkesi, denizin sıkıntılarını ve zorluklarını çektikten sonra güvenli bir sığınak olmuştur. Burada sekiz ay boyunca, Keliğra Sultan’ın huzurunda dervişlerle birlikte sohbetler yapılmış, manevi bir ortamda vakit geçirilmiştir. Bu süre boyunca pek çok dost ve arkadaşla bir araya gelinmiş, geleneksel sohbetler ve ibadetler yapılmıştır. Bahar günlerinin gelmesiyle, İstanbul’a doğru yola çıkma zamanı gelmiştir. 1640 yılında, Keliğra Sultan’ın veda ziyaretini yaparak mübarek ruhlarından yardım istenmiş ve dört köleyle birlikte kayığa binilmiştir.

Karadeniz’de Seyahat ve Kasabalar

Yola çıktıklarında, Karadeniz’in limanlarından geçerek, fırtına sırasında kayığı kenara çekip güvende kalmışlardır. Kavarna, Balçık, Varna, Ahyolı, Suzebolu, Musavra ve Burgas kasabaları gibi yerlerden geçerek, çeşitli beldeleri ve iskeleleri gözlemlemişlerdir. Ayrıca, İneada Adası’ndan geçerek sabah saatlerinde Terkoz kasabasına varmışlardır. Bu kasaba, Karadeniz’in kenarında sağlam bir kale olarak dikkat çeker. Sonrasında, Uskumru Çayırı’na ulaşmışlardır. Burası, Osmanoğlu’nun yeniçeri oturakları ve köyleriyle bilinen bir yerdir ve Kazaklar’ın yağmalarına karşı korunmak için burada güvenlik önlemleri alınır.

Karataşlar ve Tuhaf Taşlık Alan

Karataşlar, İstanbul Boğazı dışında, deniz kıyısında kayalık bir taşlık alandır. Bu bölgeyle ilgili ilginç bir efsane vardır; eski zamanlarda bir kadının örekesi ile taş olmuştur. Bu, ziyaretçilere garip bir görüntü sunan bir yerdir. Eyüp Mollası’nın hükmü altında bulunan bu bölge, yolculuk yapanlar için önemli bir uğrak noktasıdır. Geçtikten sonra, Karadeniz Boğazı’na girilmiş ve Kavak Kalesi yakınlarında demir bırakılmıştır Kırım’dan Ganimet Taşımak ve Savaş Hazırlıkları.

İstanbul’a Dönüş ve Şükür Secdesi

Seyahatin sonunda, İstanbul Boğazı’ndan içeri girilip Kavak Kalesi’nde demir bırakılmıştır. Yolculuk boyunca çok zorluklarla karşılaşılmış, can yakıcı acılar ve şiddetli elemler yaşanmıştır. Ancak sonunda, hayırlı bir şekilde İstanbul’a varılmıştır. Yolculuk sonunda bir şükür secdesi yapılmış ve Hak rızası için kurban kesilerek, fakirlere dağıtılmıştır. Bu seyahat, büyük bir cihadın ve uzun bir yolculuğun ardından tamamlanmıştır. Hem fiziksel hem de manevi olarak zorlu bir yolculuk olsa da, sonunda huzur bulunmuş ve gönül rahatlığına kavuşulmuştur.

Bu yolculuk, Karadeniz’in dört bir yanını dolaşarak, manevi bir zenginlik kazanılmasını sağlamıştır.

Dalaman’da baraj

0

Marmaris’te faaliyet gösteren Alternatif Turizm’in sahibi Vedat Vural ise Dalaman Çayı’ndan kötü haberler veriyor. Marmaris, Fethiye, Bodrum gibi önemli turizm merkezlerine yakın rafting yapılabilecek tek nehrin Dalaman Çayı olduğunu, ancak bu nehir üzerinde yapımı süren Akköprü Barajı ile buradaki 3 rafting etabından 2’sinin sular altında kalacağını söylüyor. Türkiye’de rafting sporunu ilk icra edenlerden olan ve bir spor olarak gelişimine katkıları bulunan Vural, “Bu baraj inşaatı nasıl bir fizibilite raporu ile başlatılmış olmalı ki, Türkiye’ye her yıl 18 milyar dolar döviz getiren turizm sektörünün en önemli bölgelerinden birinde o sektörün temel kozlarından birini elinden alabiliyor?” diye soruyor.

Gerçekten de Köyceğiz İlçesi’nin 24 km doğusunda 1996 yılında inşaatı başlatılan ve halen dolgusunun yarısının tamamlanabildiği Akköprü Barajı’nın yol açtığı çevre felaketleri, çevrecilerin ve ilgili meslek kuruluşlarının gündeminde. Jeoloji Mühendisleri Odası’nın 2004 yılında düzenlediği bir forum da oda adına konuşan Dr. Eşref Atabey, barajın inşaatında çekirdekli kaya dolgusu tercih edildiğini, bölgede milyonlarca yıl içinde oluşan çok verimli tarım arazilerinin topraklarının kil dolgusu olarak kullanıldığını aktarıyor. Ekonomik yıllık yaklaşık 32 milyon dolar olan ve bu yılki Türkiye elektrik enerjisi talebinin binde 2’sine denk gelen 343 kwh elektrik üretecek bir baraj sadece bölgenin tek rafting merkezine değil aynı zamanda, esas hedeflerinden biri olan tarıma bile zarar veriyorsa, bu barajın yapılma nedenlerinin bir kez daha sorgulanması gerektiği ortaya çıkıyor. Kaldı ki, bugün 20 bin yabancı raftingcinin geldiği Dalaman Çayı doğru bir doğa sporları merkezi projesi ile 150 bin yabancı raftingciyi çekmeye başlasa ki Dalaman Çayı için mütevazı bir rakamdır ve yıllık getirisi 50 milyon doları rahatlıkla aşacaktır private tours bulgaria.

Yusufeli sular altına

Dünyanın en iyi rafting parkurlarından biri kabul edilen ve her yıl yaklaşık 12 bin raftingcinin gelerek heyecan aradığı Çoruh Nehri’nde de baraj inşaatlarının neticesinde rafting. yapmak imkânsız hale gelecek. Rafting sporunun Türkiye’deki önemli merkezlerinden biri haline gelmiş olan Yusufeli ilçesi de sular altına gömülecek. 410 kilometresi Türkiye’de olmak üzere 431 kilometre uzunluğundaki Çoruh Nehri Türkiye’nin ve dünyanın en hızlı akan 10. nehri. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Çoruh üzerinde 10 ve yan kolları üzerinde de 17 Baraj ve Nehir tipi H.E.S. Tesislerinin inşaatını planlamış durumda. Bu projelerden Muratlı Barajı ve H.E.S. Tesisleri inşaatı tamamlanarak hizmete girmiş durumda Rafting.

Borçka ve Deriner Barajları’nın inşaatlarına devam ediliyor. En önemli rafting merkezlerimizden birisi durumundaki Yusufeli İlçesi’ni sular altında bırakacak olan Yusufeli Barajı’nın yapımı hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı geçen yıl (2005) Danıştay tarafından iptal edilmişti. Ancak, bu yıl temyizden onay çıkınca baraj inşaatının önünde engel kalmadı. Bayram ve Bağlık Barajları’nın inşaatları da planlama aşamasında. Doğa Derneği’nin anlatımına göre, Çoruh Nehri üzerine yapılacak olan baraj, toplam 133 canlı türü için uluslararası öneme sahip olan Çoruh Vadisi’nin 5535 hektarlık bir alanını su altında bırakacak.

Çoruh Vadisi’nin içinde bulunan diğer bir proje olan Güllübağ Projesi, vadinin yaklaşık 2200 hektarlık alanını su altında bırakırken, nesli tehlike altında olan iki endemik bitkinin de (Campanula Choruhensis ve Erysimum Leptocarpum) yok olmasına neden olacak. Diğer yandan, Hükümet bu havzada yapımı planlanan 27 tesisten yılda 10,3 milyar kwh yıllık enerji üretimi gerçekleştirileceğini, bu rakamın Türkiye’de üretilen toplam enerjinin yüzde 7’si, hidroelektrik enerjinin ise yüzde 22’sine denk olduğunu; ayrıca Çoruh Nehri’nin, yılda 5,8 milyon metreküp rusubat taşıdığı için, bu havzanın Türkiye’de en fazla erozyona maruz kalan havzalarından biri olduğunu ileri sürerek projeyi savunuyor.

Rafting

0

Hergün bir konaktan göçmek, Akarsu gibi donakalmamak gerek» Dün geçti gitti.

Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gereı

Evlana

Türkiye destinasyonu bir yandan renklenirken, diğer yandan katma değeri yükselmiş oluyor. Rafting sporunun cazibesi paket turlarla Türkiye’ye gelen turistlerin bir kısmını tesis dışına çıkmaya ikna ediyor. Ülkenin sahil dışındaki daha derin kısımlarının turistlerce keşfedilmesine yardımcı oluyor.

Bu spor dalında popüler olmuş akarsularımızın kıyılarındaki pek çok köy ve ilçe bu spordan gelir elde ediyor ve turizm denen olguyla bu spor sayesinde tanışıyor. Ayrıca, Çoruh gibi özel nehirlerimiz de bu sporu yapan daha maceracı ve ilgili kesimden oluşan bir niş pazarın rafting önceliğiyle Türkiye’ye gelmesini sağlıyor ve Türkiye’nin o pazara açılan kapısı olabiliyor tour bulgaria.

Rafting de sorunlar

Turizm ürününü renklendirerek turizmde rakiplere karşı önemli bir koz sağlayan bu spor dalının icra edildiği ülkemizdeki önemli parkurlar, baraj inşaatlarıyla yok olmak üzere. Diğer yandan kaçak turlardan kaynaklanan haksız rekabet bu alanda uzman seyahat acentalarını zor duruma sokuyor.

Kaçak turlar rafting sporundan elde edilebilecek gelirin minimum düzeyde kalmasına, bu hassas sporda verilen hizmet kalitesinin düşmesine neden olabiliyor. Antalya’da rafting alanında uzman seyahat acentalarından Trans Nature’ün sahibi Recep Ecer’in tahminlerine göre, Köprülü Kanyon’da rafting yapan 500 bine yakın kişinin neredeyse yarısı, bilmeden kaçak turları tercih ediyor. Türkiye’de rafting sporunun gelişmesinde emeği geçen ve 1990’ların başında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uzmanı olarak çalışan Ecer, kaçak turların tehlikeli boyutuna da dikkat çekiyor ayrıca denetimsiz ve eğitimsiz rehberler eşliğinde bu sporun icrasının büyük problemler yaratabileceğini vurguluyor.

Merkezlerin yönetilmesi gerekiyor

Antalya Milli Parklar Şube Müdürü Recep Koşan’a Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın nasıl yönetildiğini sorduğumuzda, “Bizim şu anda orada bir varlığımız yok.” yanıtını alıyoruz. Bununla beraber Koşan, Parkla ilgili

olarak bir planlama çalışması içinde olduklarını ve bu çalışmaların 2007 yılı sonunda bitirilmesinin hedeflendiğini anlatıyor. Bu çalışmalar dahilinde park girişine kapı ve gişe konması da bulunuyor. Koşan, parktaki en büyük sorunun raftingcilere hizmet vermek üzere yapılmış ruhsatsız binalar olduğunu söylüyor ve bu kaçak yapılaşmayla ilgili yasal yollara başvurduklarını anlatıyor.

Antalya’dan bir rafting uzmanı acenta olan Medraft’ın rafting operasyonları yetkilisi Deniz Yaşar’a Milli Park’ın girişinde ücret alınması konusundaki yorumunu sorduğumuzda, “Böyle bir gelişme zaten rekabetin çok yoğun olduğu ve minimum kârlarla çalışılan sektörde işi hepten çıkmaza sokar Hamdım piştim yandım.

Bu maliyetin müşteriye yansıtılması imkânsız” diyor. Nitekim, bu konuda görüşlerini sorduğumuz diğer seyahat acentaları da aynı görüşü paylaşıyorlar. Onlara göre, kaçak turlarla mücadele en öncelikli sorun.

Bu konu güvenlik güçlerinin eşliğinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ciddi bir mücadelesi ile çözülebilir.

Milli Parka giriş sınırlandırılmalı ve sadece seyahat acentaları alınmalı. Ancak, bundan sonra giriş aidatı gibi konular masaya yatırılabilir. Seyahat acentası yetkilileri buradaki kaçak binaların yıkılmasının da bir çözüm olmayacağını, çünkü bu yapıların önemli bir kısmının raftingcilerin temel ihtiyaçlarını karşılayan yapılar olduğunu belirtiyor ve yıkmak yerine bunların elden geçirilip yasal zemine kavuşturulmasının daha mantıklı olacağını savunuyorlar.

Hamdım piştim yandım

0

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleye Mevlâna, 17 Aralık 1273 Pazar günü yaşama veda etti.

Mevlâna ölümü “yeniden doğuş” olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gece manasına gelen “Şeb-i Arûz” diyordu ve dostlarına ölümümün ardından ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama! Bilge kişilerin gönülleridir mezarımız bizim.

Yalnız bir İslam mistiği değil aynı zamanda büyük bir şa ve yazar olarak bilinen Mevlâna Celaleddin anadili Türkçe olmakla birlikte eserlerini Farsça olarak yazdı. Bunu sebebi ise o dönemde fazla gelişmemiş olan Türkçe’ni Mevlâna’nın duygu ve düşüncelerini istediği gibi ifade etmesine imkan vermemesiydi private bulgaria tours.

66 yaşında ölen Mevlâna, arkasında yetiştirdiği öğrenci ve müridlerinin yanı sıra pek çok eser de bıraktı.

Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, “Mesnevi” denildiği zaman akla “Mevlâna’nın Mesnevi’si” gelir. Mevlâna’nın gerek İslam aleminde, gerekse batıda en çok okunan eseri Mesnevidir. İlk 18 beyitini bizzat kendisinin yazdığı eser, müridi Hüsameddin Çelebi’nin ısrarlarıyla tamamlanmıştı. Bazı kaynaklara göre 25 bin bazılarına göre ise 26 binden fazla beyitten oluşan bu eser, içiçe girmiş öyküler ve olaylardan oluşur. Bazı kaynaklar Kuran’dan ve hadislerden sonra “üçüncü kitap” olduğunu ileri sürerler. Mevlâna ve Mesnevisi için söylenen “O bir peygamber değildi ama yine de bir kitap bıraktı” sözü Mevlâna’nın sanatının ve düşüncesinin büyüklüğünü gösterir Dalaman’da baraj.

Divan-ı Kebîr (Büyük Defter)

Mevlana’nın en büyük eseri tüm ömrü boyunca gazel ve rübai tarzında yazdığı şiirlerden oluşan Divan-ı Kebîr olarak bilinir. Divan’da 21 binden fazla gazel ve 4 bine yakını rübai olmak üzere 25 bin beyit yer alır. Gazel ve rüba ilerinde sonsuz bir lirizmle tasavvufi aşkını anlatır. Ustanın diğer önemli eserleri arasında Fih-i Mâ Fih (Ne varsa için-dedir), Mektubat ve Mecalis-i Seb’â sayılabilir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, Yedi Meclisi’nde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştı:

Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı, Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış, inançtaki kudret, tövbe edip doğru yolu bulanların Allah’ın sevgili kulu olacakları. Bilginin değeri, gaflete dalış ve aklın önemi.

Mevlana’nın ölümünün ardından gerek Selçuklu Devleti gerekse Konya halkı onun manevi kişiliğinin devamını onun en gözde müridi Flüsameddin Çelebi de buldular. Çelebi’nin gerek saygın kişiliği gerekse Mesnevi’ye yakın-lığı bu büyük onura layık görülmesinde büyük rol oynadı.

Müzik ve dans…

Ruhun yücelmesine ve Tanrıyla buluşmasına yardımcı olan dansa Mevlâna Celâleddin Rumi ruhsal yücelme anlarında yönelmişti.

Konya sokaklarında yürürken altın döven kuyumcunun çekiç tıkırtısını duyduğunda dans etmeye başlamış ve bu olağanüstü dönüşler bugünkü semâ törenlerini doğur-muştu. Kendisinin de kitaraya benzeyen rebab denilen bir müzik aletini çaldığı bilinir. Semâ dansı ilk kez Mevlâna’nın doğumundan ikiyüzyıl kadar önce Bağdat’da görür.

Büyük şair Mevlana’nın ‘ilahi aşk’a olan aşkı, semâ adı verilen ve Mevlevi dervişleri tarafından yüzyıllardır uygulanan dansın doğmasına neden olmuştu…

Niğde

0

Kapadokya`nın bilinmeyen memleketi: Niğde

Niğde on bin yıllık bir tarihin derin izlerini ve hatıralarını yaşıyor. Orta Asya’nın steplerini andıran Anadolu’nun sonsuz bozkırları içerisinde yükselen başı karlı Torosların arasına sığınmıştır sanki. Okuyanı-yazanı, yetiştirdiği esaslı adamları, bir de patatesi ve elması ile tanınır. Ana yollara biraz sapa düştüğü ve uğrak olmadığı için fazla bilinmez Niğde.

Oysa Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerindendir. Konya’nın Çatalhöyük’ü neyse, Niğde’nin Köşk Höyüğü de odur. Kalay Mezopotamya’dan gelmiştir ve işlenmiştir diyenlere ise Çamardı’nın Celaller köyünden bihaberdirler derim. Bir yandan Erciyes’e, bir yandan Haşan Dağı’na yamaç duran Söllüdağ’daki Eti şehri eteklerindeki siyah mermer benzeri obsidyenden okların, bıçakların, kesici aletlerin yapıldığı yerdir. Kısacası ilk silah fabrikasının kurulduğu, burada üretilenlerin Ortadoğu’ya ihraç edildiği yerin de Niğde olduğunu belirtmek gerek communist bulgaria tour.

iddia ediyorum ki; Kemerhisardaki tarihi Tyana kenti 3-5 yıl sonra Efes ve Bergama antik kentleri gibi ünlenecek. Burada yaşamış Apollon için daha şimdiden 5 bine yakın site kurulmuş bilgisayarlarda. Tyana’da yer üstünde 15 metre yükseklikte su kemerleri görülüyor. Ya yedi kat yerin altında neler var? Bahçelideki bin yıllık tarihi Roma Havuzu’nun olimpik ölçüsüne ne demeli? “Kleopatra bu havuza da girmiş” denilse de biz buna fazla inananlardan değiliz.

Şehrin ortasındaki kalesi binlerce yılın sırlarını saklar bünyesinde. Etili’si, Romalı’sı, Selçuklu’su, OsmanlI’sı hep burayı mekan tutmuş.

Alaaddin Camii

Alaaddin Camii’nin taş oymaları üzerinde düşen öğlen güneşi orada başına taç takmış bir kızın silüetini oluşturur. Bu bir şaheserdir. Kulaklarında küpeleri, boynunda gerdanlığı olan bir kız. Taşa can veren ustasının umutsuz aşkı bir saat boyunca görünür ve güneşle beraber kaybolur gider. Avrupalı’nın olsa uçaklar dolusu tura çıkarız görmek için. Niğde’de olunca geleni gideni yok. “Biz böyleyiz…” deyip sineye çekelim sitemimizi.

Bizans’ın kurucusu Konstantin’in İstanbul’daki Ayasofya’dan önce annesi Helena için hac güzergahına yaptırdığı Andaval Kilisesi Adana-Kayseri yolu üzerindedir. Kudüs’e doğru üç benzerinin daha olduğu söylenir. Üstü örtüldü restorasyonu bu yıl başlıyor. “Kapadokya-Hatay arası inanç turizmi” merkezlerinden biri olmaya adaydır.

1,5 km. uzunluğundaki kayaların oyulması ile oluşan Gümüşlerdeki Manastırda bulunan gülümseyen Meryem resminin dünyada bir benzeri daha yok. Hangi yandan baksanız bakışları ve tebessümü hep üzerinizde sanki.

Müslümanlığı yüzyıl düşündükten sonra kabul eden Türklerin hanımlarına verdiği önem ve saygı Hüdavent Hatun Türbesi’nde ifadesini bulur. Türbe Selçuklu mezar mimarisinin bir şaheseridir. Oyulan taştan değil, sanki örülen bir dantelden yapılı gibidir Sinasos Gül Konaklan.

Narlıgöl kraterlerinden çıkan sıcak su ve Çiftehan kaplıcaları sağlık turizminin, Demirkazık zirveleri dağcıların başkentidir adeta. Bolkarlardaki Karanlık gölde yaşayan kurbağaların dünyada bir benzeri daha yok. Az üzerindeki Çinili göl Kırgızistan’daki Issık gölü’nü hatırlatır. Dağlar yol vermezcesine dik, üzerinde ot bitmezcesine kayalık. Nesli tükenmiş ala geyiklerin göle su içmeye geliş hikâyeleri gerçek mi tevatür mü bilinmez.

Niğde’nin halıcılığını da unutmayalım. Dokuduklarını sırtlayıp gurbetin yollarına düşenler yıllar sonra geri gelip BİRKO Koyunlu Fabrikası’nı kurmuşlar. Makineler tıkır tıkır halı dokuyor, iplik fabrikaları ve enerji santralleri de cabası. Binlerce maharetli parmakların marifeti ise Amerika’ya, Fransa’ya, Almanya’ya, son olarak da Kuveyt Sarayları için desen dokuyor, inanmayacaksınız ama ben gene yazıyorum. Dokunanlardan birisi Cumhuriyet döneminin en büyüğü tam tamına 157 metrekare ve tek parça.

Sinasos Gül Konaklan

0

Ürgüp’e bağlı Mustafapaşa kasabası, bölgede bulunan eski yerleşim yerlerinden olan bir Rum köyü. 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla Rumlar köyden taşınmış, geride de birçok anıt eser bırakmış. Bu tarihi anıt eserlerden biri de Sinasos Gül Konakları.

Gül Konakları, 19. yüzyılın ortalarına doğru bölgenin taşından kayaya oyularak 4000 m2’lik alana inşa edilen iki Rum evinden oluşuyor. Konakların renovasyonu Eylül 1998’de başlamış ve Haziran 2002’de tamamlanmış. Bu çalışma sırasında butik otel tarzındaki binaların özgün mimari karakterinin bozulmamasma özen gösterilmiş. Şimdi ziyaretçilere hizmet veren konakların bütün odaları farklı dekore edilmiş. Konakların içinde kütüphane, gül köşkü, şömineli salon, baş oda, tandır evi, hamam ve avlu gibi bölümler yer alıyor.

Ürgüp’te ziyaret edilmesi gereken yerler arasında Kadı Kalesi, Sarıhan Kervansarayı, Fıratkan, Ürgüp Müzesi ve Kütüphanesi, Temenni Anıtmezarını da saymak gerekiyor istanbul private tours mevlevi.

Gün ışığının vadide dansı

Yörenin her yerinden görülebilen yüksek kaya kitlesinin etrafına sarılmış bir kasaba görünümündeki Ortahisar, geçmişte yerleşim amacıyla ve stratejik nedenlerle kayalara oyulmuş. Buranın görünmeyen hazineleri ise vadiler içinde oyulmuş yüzlerce mağara. Doğal soğuk hava deposu olarak kullanılan bu mağaralardaki ısı ve nem, meyvelerin yenisi çıkana dek aynen korunmasını sağlıyor. Peribacaları kadar yeraltı kentleriyle ünlü olan Kapadokya’da Kaymaklı, Derinkuyu, Mazıköy, Acıköy ve Özkonak’taki bazı yeraltı kentleri ışıklandırılmış ve gezilebilir durumda. Henüz tamamı keşfedilememiş bu sihirli kentler, Kapadokya’ya ayrı bir gizem katıyor. Diğerlerine oranla daha özenli kazılmış olan Derinkuyu’ya bir geçitten giriliyor ve yetmiş metreyle birlikte yerin yedi kat altına iniliyor. Burada birbirine dar ve alçak koridorlarla bağlı karanlık ve rutubetli salonlar dikkat çekici. Yuvarlak taştan kapıları dışarıdan açmak imkânsız gibi olsa da, içeriden kolayca açılacak şekilde tasarlanmış.

En alt katı yeryüzüne bağlayan dikey havalandırma bacaları, yeraltı kentinin havasının sürekli temizlenmesini sağlıyor. Buradaki tüm kuyular zehirlense bile tazeliğini koruyan iç kuyular yapılarak önlem alınmış. Dört kilometrekarelik alanı kapsayan bu yeraltı kenti yirmi bin kişiyi barındırabilecek kapasitede ve depo yerleri, ambarlar, odalar, mutfaklarla birlikte büyük salonlar ve kilise olduğu tahmin edilen haç planlı bir bölümü içeriyor Şirince.

Bu gizemli kent, yüzyıllar önce Hıristiyanları Roma İmparatorluğunun gazabından ve Arap akınlarımdan kurtarmış. Çok karmaşık bir düzende oyulmuş olan Kaymaklı yeraltı kentin-de de çeşitli amaçlarla kullanılabilecek yaşam alanlarının yanı sıra tahıl ambarları, şarap kavlan ve hayvan bağlayacak yerlerin olması, o günlerin koşullan hakkında ipuçları verir. İçinde güvenli taş kapılarla tapınma yerleri de bulunan yeraltı kentinde gizli kaçış yollan, labirentler ve kör koridorlar kenti bilmeyenleri şaşırtacak kadar karmaşık. Balonla gökyüzünden de seyredilebilecek gizemli ve büyülü kent Kapadokya’da günbatımının izlenebileceği en güzel nokta ise Göreme Ürgüp yolunda, solda yer alan Kızılçukur Vadisi yol ayrımı. Buradan izlenen günbatımında renklerin değişimi, gün ışıklarının vadide ve kıvrımlı kızıl kayalıklarda dalgalanışı görülmeye değer…

Şirince

0

Selçuk’a 8 km mesafede şirin bir Ege köyü… Dağlar arasındaki vadide, bağ ve bahçeler arasında yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri Şirince…

Kuşadası ve Efes’e yakınlığı nedeniyle turistik gezilerin rotasında yerini alan, bir zamanlar “Çirkince” olarak anılmayı hak etmeyen Türk-Yunan kültür sentezinin en güzel örneklerinden…

Rivayete göre; derebeyinin azat ettiği 7 Rum ailesince kurulur köy. Köylüler, derebeyinin “köyünüz güzel mi?” sorusuna, köyü gözlerden ırak kılarak daha fazla ailenin gelmesini engellemek düşüncesiyle “çirkince” derler… Farklı kuruluş ve adlandırma öykülerinin çoğu rivayete dayanan köyün adıyla ilgili gerçek ise İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa’nın köye “Çirkince” denmesine gönlü razı olmayarak “Şirince” adını koymuş olmasıdır…

Rum evlerinin dikkat çeken ilk özellikleri

Çoğu 150 yıl ömürlü yabani kestane ağacı ile çatılandırılmış, beyaz badanalı, koyu kahve rengi ahşaplı, 100 -150 yıllık Rum evlerinin dikkat çeken ilk özellikleri; sadece üst katlarında bulunan panjurlu pencereleri. Adeta resmedilmiş bir tablodan fırlamış, yamaçlara inci tanesi gibi sıralanan ve kanaviçe işlemeli patiska perdeli, klasik Ege mimari özelliğini taşıyan evler, Akdeniz ikliminin yeşiliyle öylesine uyumlu ki…

1923-24 nüfus mübadelesinde boşaltılan köye,. Makedonya’nın Kavala bölgesinden gelen muhacirler yerleştirilmiş. İç göç nedeniyle nüfus birhayli az bulgaria private tours kazanlak. Köy I986’da kentsel sit ilan edilerek koruma altına alınmış.

Bir ucu köy meydanına dayanan dar, taş döşeli sokağına kurulmuş çarşısından, restore edildiği söylenen tarihi kilisesini görmek için merakla ilerlediğinizde; evinde başta ekmek olmak üzere erişte, baklava, bazlama gibi geleneksel Türk mutfağı ürünlerini emekle hazırlayıp satan, dağ havasının yaradığı her halinden belli dinç ve güler güzlü bir Şirinceli’nin bahçesinden geçmeniz gerekiyor.

Kurulu pazarında Şirince’nin güler yüzlü sakinleri; el yapımı danteller, sehpa örtüleri, yazma ve yün eldiven, çorap, ev yapımı şarap, zeytin, zeytin yağı, dağlardan toplayıp kuruttukları şifalı otlar ve el işi ürünlerini gelenlerin beğenisine sunuyorlar. Konaklama ihtiyacını ise köyde restore edilerek pansiyona çevrilmiş evler karşılıyor.

Meraklısı için alma şartı aranmaksızın, otantik mekanlarda şaşırtıcı çeşitliliğe sahip, yıllanması beklenmeden ömürleri aylarla sınırlı meyveli şarapları tatma özgürlüğüne sahipsiniz: Vişne, karadut, şeftali, mandalin, kavun… Ve bu çeşitlilik Şirince hatırasını mekanınıza taşımanızı sağlayacak sempatik, şarap şişesi boyutlu telis çantalarda alıcısına sunuluyor Niğde.

Bir iki gün için betondan, kalabalıktan, gürültüden kaçıp kurtulmak, dost insanlar arsında olmak isterseniz, Şirinceli sizi yemyeşil Şirince’de bekliyor.

Abaza Paşa devlete baş

0

Hikâyenin sebebi: tarihinde Abaza Paşa devlete baş- kaldırıp Erzurum’da kapandığında sekban haşerâtları Kânköy adlı bir köye varıp nice yaramazlık edip köy içinde nice fesatlıklar ederler. Bir handa çok güzel bir Ermeni kızı haber alıp onu tasarruf etmeye niyetlenip Ermeninin evini basarlar. Hemen Ermeni kızı o mahalde yüzünü göğe tutup;

“Ey Ebu İshak Sultan, beni bu zâlimlerin elinden kurtar. Allah ile ahdim olsun, taptığın Muhammed dinine girip senin türbene hizmet edeyim” diye canu gönülden Cenâb-ı Allah’a yönelince Allahu Taala’nın emriyle o kız ak sakallı ihtiyar olup durur.

Eşkıya sekbanlar içeri girip kızı araştırırlar. Mümkün olup bulamazlar ve şaşkın olup giderler. Sonra o sakallı kız Ebu İshak’m türbesine gelip orada bulunanların önünde İslâm ile şereflenip türbedar olmuştu. Hakir üç kere görmüş olup ihtiyar kadının hayır duasıyla nasiplenmiştik. Bu Bursa içinde olan Ebu İshak Kâzrunî’nin makamıdır ki Yıldırım Bayezid Han yaptırmıştır. Deveciler kabristanının karşısında bir dervişler tekkesidir.

Sığır Pazarı evliyâsı ziyareti ve .

Ve ona yakın Davud Baba ziyareti: Yesevî fukaralarmdandır. Gelen giden dervişlere konaklama yeridir.

Hazret-i Çekirge Sultan ziyareti: Eski Kaplıca’da Gazi Huda vendigâr Vlurad Han Türbesi önünde başka bir fukara tekkesidir tour guide istanbul.

Şâdî Sultan ziyareti: Emir Sultan yakınında yatmaktadır.

Abdullah Efendi: Kitap telif eden ve bilgili bir kimsedir.

Şeyh Emir Ali Efendi: Halveti tarikatından nice kerametleri görülmüş ârif bir zâttır.

Dünya ve din sultanı, Kâf-ı yakin simurgu, Sultan Karaca Mecidüddin

Karanfilli Dede ziyareti: Bursa’nın batı tarafında Haşan Paşa Kapısı’ndan dışarı Karanfilli Tekkesi’nde yatar.

Sünbüllü Dede ziyareti: Tatarlar Kapısı’ndadır.

Şeyh Ali Mest ziyareti: Tatarlar Kapısı’ndan içeri tekkesinde yatmaktadır.

Hazret-i Şeyh Fazlullah ziyareti: Evliyâlarm büyüklerinden ulu sultandır.

Molla Arab Cebbarî Hazretleri: Dağ dibinde camii avlusunda gömülüdür.

Subhanî kulübenin sakini, ârif-i billah Şeyh Zeynüddin Hâfî ziyareti zamanında

Mevlânâ Aşcızâde: İlimler deryasıdır.

Hüsameddin Çelebi: Zahiri ve batını tamamlamış muhterem bir zât imiş.

Ve Hâlis Dede.

Şeyh Seyyid Ali-i Belhî

Şeyh Seyyid Ali-i Belhî: Nakşibendî tarikatından ulu sultandır.

Yoğurtlu Baba: Horasan erenlerindendir.

Hayâli Efendi: Hayâlı kitabının mü’ellifidir.

Hayâli civarında Şeyh Aliyyüddin Efendi Şeyh Bekri.

Din deryasının dalgıçlarının önderi, yakin denizinin özü Şeyh Tâceddin ziyareti: .

Gavs-ı azam mertebesinde Hazret-i Zeyneddin.

Bunlar da te’lif sahibi ilim deryası kimselerdir.

Rabbânî hikmetin madeni, saklı güneş Şeyh Karamanı ziyareti: .

Şeyh Abdüllatif Efendi ve Şeyh Hacı Halife: Bayramı tarikatında ulu sultandır. Ve Şeyh Abdülaziz Efendi.

Şeyh Safiyyüddin ziyareti.

Şeyh Muslihiddin-i Rumî oğlu Mu’allimzâde Mehmed: Mâ-nâlar dalgıcı bilginlerden bir çelebi imiş. Te’lifatları değerlidir. Vefatına tarih, Hayâlı güftesiyle;

Makarr olsun ana firdevs-i a’lû Sene 980 [1572].

Alim ve yüce zât Şeyh Hazret-i Seyyid Ali: Mekkelidir.

Mevlânâ Haşan Çelebi: Tefsirci ve hadisçi büyük âlimlerdendir.

Sadr sahibi imam ve kadri yüce zât Hızır oğlu Molla Husrev: Dürer ü Gurer sahibi, âlimler sultanıdır. Bunlar da Zeyneddin Hâfî yanında gömülüdür. Orada bir küçük tekkesi vardır. Gayet karanlık ibâdet yeri köşesidir. Dürer ü Gurer’i orada yazmıştır. Bu hakir teberrüken o küçük tekke odasında bir hatm-i şerîfi tamam etmeyince dışarı çıkmayıp sevabım Molla Husrev ruhuna bağışladık.

Şeyh Abdüllatif Makdisî: Yıldırım Han imamı idi.

Hızır Şah Efendi: Tefsirci, hadis bilgini ve yazardı.

Sarımsakçızâde Süleyman Efendi: Eski Kaplıca yakınında başka bir nur dolu kabri vardır. Osmanoğulları diyarında ve başka İslâm diyarlarında okunan Mevlûd-i Şerif kitabını bu Süleyman Efendi [240a] yazmıştır.

Yıldırım Han Camii yakınında büyük bir mağara içinde nice yüz yıldan beri cenazeler iskelet haline gelmiş olup taptaze açıkta yatarlar, gömülü değillerdir. .

Mevlânâ Seydî: Ali torunlarındandır. Bursa mezarlığında gömülüdür.

Yusuf el-Bağdadî oğlu Bağdadîzâde Haşan Çelebi: Güvercin ruhu ten kafesinden kanatlanıp Bursa’da Zeynîler’de konarak orada yuva etti. O makam hâlâ insanların ziyaret yeridir.

Mevlânâ Hüsâmeddin oğlu Mehmed oğlu Hüseyn Hüsâmeddin, meşhur Kara Çelebizâde: Emir Sultan Camii önünde gömülüdür.

Muhterem rükn, muhteşem kutup, zamanın zâhidi ve âbidi Şeyh Mehmed Üftâde Efendi: Üsküdarlı Mahmud Efendi’nin şeyhidir. Bunlar Celvetî tarikatındandır. Lâkin Mahmud Efehdi Celvetî tarikatının kurucusudur. Üftâde Efendi Bursalıdır. Yine Bursa’da İç kale içinde camilerinde medfundur ki büyük bir tekkedir. Vefatına tarih:

Düşdü ıskât-ı bâ ile tarih

Göçdü Üftâde Bursa’nın kutbu

Sene 988 [1580].

Keramet ve yüksek makam sahibi idi.

Mevlânâ Kemâleddin, meşhur Bakara Dede: Amasya yakınında Sonisa kasabasındandır. Önce altmış sene debbağlık (deri işleyicisi) işinde ömür tüketip kendini yetiştirmişti. Ancak secde ilimlerini unutmuştu. Hak hidayet edip Amasya müftüsü Hatib Kasımzâde’den kara heceden başlayıp bir senede Kelâm-ı İzzet’i tamamladı. Yedi senede de nice ilimleri tamamlayıp Bursa Muradiye Medresesi ihsan olundu. Uzun seneler yaşadıktan sonra yüksek makamlar elde edip ciltlerle değerli kitaplar yazmıştır. Hatta Dede Cöngü adındaki kitap bu zâtın teklifidir. Geçici dünyaya Bursa’da veda edince Emir Sultan civarında defne- dilmiştir. Vefatına tarih:

Gülşen-i cennât ana me’vâ ola. Sene 975 [1567/8].

Mevlânâ Şeyhülislâm Aziz Efendi: Han zamanında müftü idi. Azl olunup Bursa’ya sürüldü. Deveciler mezaristanı yakınında ana yol üzerinde gömülüdür.

Mevlânâ Sâlih oğlu Ali: Vâsi Alisi namıyla şöhret bulmuştu. Hümâyûnnâme’nin yazarıdır. Ama nice yazdığı kitapları var ki herbiri birer hazinedir.

Akşemseddin oğlu Şeyh Nurullah: Babasından yüz çevirip Bursa’ya marifet öğrenmek için gitmişti. Odasında kalem-tıraş ile kalem yontarken kalemtıraş karnına batınca rahat uykusuna yatıp cennet diyarına gitti. Kabri, Zeynîler yakınındadır.

Şeyh Bekri

0

Bu türbe içinde olan askılar, mücevher eşyalar meğer Ravza-i Mutahhara’da ola. Burada olan kıymetli ibrişim halılar bir türbede yoktur. Mübârek kabrin dört tarafında nice yüz altın ve gümüş çerağlar, mücevher kandiller, kırkar ve ellişer okka gelir saf altınla bezenmiş şamdanlar, çerağdanlar, buhurdanlar ve gülâbdanlar ile süslenmiş nurlu bir türbedir.

Sandukasının her tarafında Yâkût-ı Muşta’simi, Şeyh Bekri, Abdullah Kirimi, Hâlidî, Demirci Kulu, Zehebî, Şeyh, Şeyhoğlu Dede Mehmed, Karahisarî ve Karahisarî Haşan Çelebisi hattıyla anılan hattatların yazdıkları Kur’an-ı Kerimler var ki her biri birer dahme-i Efrasiyab değer Kur’an-ı Kerimlerle süslenmiştir. Sandukası ibrişim ipek ile örtülüdür.

Baş tarafları mahallinde yeşil Hüseynî imâmesi ile bir heybet ve asalet üzre yatmaktadırlar ki insan bu türbeye girdiğinde güz yaprağı gibi tir tir titrer. Bazı kimseler edeplerinden içeri girmeyip mübârek başlarının bulunduğu taraftaki pencereden Fâtiha okuyup gider. ‘

Kabrinin, kıble tarafı şirin nurlu bir camidir. Avlusunun dört tarafı fukara odalarıdır. Bir yemek pişirilen imareti vardır ki gece ve gündüz bütün insanlara dağıtılır. Binlerce keşif ve kerametleri görülmüş tasarruf sahibi ulu sultandır.

Yenişehri’nde kardeşi Sultan Ahmed

Hikâye: Kaçan kim Sultan I. Selim Bursa Yenişehri’nde kardeşi Sultan Ahmed’i şehit ettikten sonra Bursa’da bütün atalarını ziyaret eder. Sonra Emir Sultan’m türbesine gelip ruhaniyetlerinden yardım isteyip ziyaret ederken hemen Hazret-i Emir merkadinden,

“Ey Selim, ‘Allah’ın dileğiyle hepiniz güven içinde Mısır şehrine girin’ [Yusuf, 99] âyeti sesi geldiğini bütün ziyaretçiler ve orada bulunanlar duyup;

“Müjde padişahım, sana Mısır fethi müjdelendi” diye Selim Şah’ı uyardılar. Kemâl Paşazâde Ahmed Efendi bu niyete “el- Fâtiha” dediler customized istanbul city tour.

Fâtiha-i şerifi de Hazret-i Emir’in kabri içinde okunduğunu işitip Mısır’a gittiler ve feth ettiler. Hazret-i Emir bu mertebe ulu sultandır.

Ve İlâhî sırların müftisi, sonsuz nurların mücahidi Ahmed el- Bistâmî oğlu Ali oğlu Şeyh Abdurrahman: Tefsir, hadis ve fıkıh ilminde benzersiz bir bilgindi. Şiir ilminde de dengi olmayan belâgat sahibi bir zâttır. Kendilerinin Bursa’da oturduklarına delil olan bu seçkin beyitler onlarmdır. Müfred:

Fakır u garîb ete’r-Rûm zâyiren

De’a Abdurrahman el-mukîm bi-Bursa

Yine Bursa şehri içinde medfundur.

Gânim el-Ensârî oğlu Ali oğlu Abdurrahman oğlu Şeyh Abdüllatif Makdisî [239a]: Bunlar Konya’ya varıp Sadreddin-i Konevî hazretlerini ziyaret ederken nur dolu türbeden bir el çıkıp bu şeyhi eteğinden çekerek sanduka yanında oturtup;

“Yâsîn-i şerîf’i oku” sesi duyulunca hemen adı geçen zât yüksek sesle Yâsîn-i şerîf’i okur. Keşif ve kerâmet sahibi bir zâttır. Oradan Bursa’ya gelip 856 [1452] tarihinde Zeynîler Zâviyesi’ni yapmışlardır, orada yatmaktadır. Çelebi Mehmed Han zamanında bundan ulu sultan bilinmez idi.

Molla Yegân oğlu Mehmed Şah

Sonra zamanın zahidi ve çok ibadet edeni Molla Yegân oğlu Mehmed Şah: II. Murad âlimlerinden olup Zeynîler’de gömülüdür Toprak âlimlerin tenini çürütmez.

Ve Mevlânâ Yusuf Balı ibn Yegân: Telvih kitabına değerli bir haşiyesi (izahı) vardır. Bursa şehrinde yatmaktadır. Nice garip ve tuhaf ilimlere sahip idi.

Ve Abdullah-ı Kırîmî oğlu Seyyid Ahmed: Bunların da Telvih’e muğlak açıklaması vardır. II. Murad Han’ın Merzifon’daki medresesine müderris olmuştur. Bursa’da yatmaktadır.

Ve İbrahim oğlu Mevlânâ Ilyas: Sinop şehrindendir. Bunlar çok hızlı yazı yazdıklarından bir günde muhtasar Kitâb-ı Kudûrî’yi yazmışlardır ki insanın gücü yetecek şey değildir. Fıkh-ı Ekber’e değerli bir şerhi (açıklaması) vardır. Bursa’da Zeynîler yanında yatmaktadır.

Şeyh Akbıyık Sultan: Bayramı tarikatı fukaralarındandır. II. Murad Han zamanında tarikat önderi (şeyh) olup nice bin fukara müridi var idi. Sonunda Îlâhî aşk ile vefat etmiştir. Bursa içinde mahallesinde tekkesi içinde yatmaktadır.

Şeyh Uzun Muslihiddin: Bakır Küresi’ndendir. Bursa’da Şeyh Tâceddin hazretlerinin nur dolu mezarlarında bir hasır yaygı üzerinde kırk gün Yâsîn-i şerif okuyup kırkıncı gün mübârek kabir üzerine Allah’ın emriyle ruhunu teslim edip gaşl ederler. Tâceddin hazretlerinin yanında defn ederken mübârek bir el Tâceddin kabrinden belirerek eliyle Şeyh Muslihiddin’e yer hazırladığım orada hazır olanların hepsinin gördükleri anlatılmaktadır.

Ve Yusuf oğlu Ali oğlu Mevlânâ Mehmed Şah: Fenârî oğullarındandır. Fâtih zamanında doğmuştur. Zeynîler civarında yatmaktadırlar. .

Sonra ruhanî âlemin kutbu, Rabbânî hikmetin madeni, Molla Fenârî: Aleyhi rahmetul-bârı. Murad-ı Sânî’nin ve Ebülfeth’in zamanında hâce-i âlem ü âlim idi. Cemî’î ulûmda te’lîfâtı vardır. Mevtine tarihdir: “Cennetul-Firdevs” sene 834 [1430],

Sonra vahdet meczubu, izzet meslûbu Şeyh Abdâl Mehmed: Ana yol üzerinde güzel türbesi var, gelen geçenlere dinlenme yeri, ibadet yeri ve safa tekkesidir.

Şeyh Ramazan Baba: tarafında bir yeşillik ve havadar yerde gömülüdür. Yalınayak, başı kabak, ârif-i billah Bektaşî fukaraları vardır.

Şeyh Cenubî Efendi: Mevlevihane şeyhi olduğundan tekke avlusunda gömülü bir azizdir.

Ruhanî âlemin kutbu, Rabbânî hikmetin madeni Şeyh Haz- ret-i İshak-ı Kâzrunî ziyareti: Mübârek isimleri İbrahim’dir, künyeleri Ebu îshak’dır. Annesi Şehriyar Hatun idi. Ermeni krallarının kızı idi. İslâm ile şereflenerek Akçakoyunlu padişahlarının birine nikâhlanıp Hicretin 352 Ramazan’mda [Ekim 963] salı gecesi dünyaya gelip zamanında meşhur olmuştur. Kutuplar kutbu mertebesinde iken vefat edip Erzurum’da Tebriz Kapısı’nm iç yüzünde bir kule içinde defnedilmiştir. Revan Kalesinde kuşatılıp mecburen Van’ı Kızılbaşa veren şehid Murtaza Paşa, Ebu İshak ile bir türbede yatar. Bu hakir o türbeyi ziyaret ettiğimizde bir ak sakallı yaşlı bir avret türbedarı var idi.

Toprak âlimlerin tenini çürütmez

0

“Yaptığın doğru mu? Allah gözünü kör etsin.” Bu sözleri duyunca Allah’ın emriyle çok şiddetli bir rüzgâr çıkıp kabrin bütün tozu Molla’mn gözüne girer. Molla Allah’ın emriyle kör olur. Meğer adı geçen Molla;

“Toprak âlimlerin tenini çürütmez” kelâmını inkâr edermiş. Yıllarca kör kalıp bir gün Orhan Gazi veziri ivaz Paşa anılan Molla’ya gücenip der;

“Ayâ ol günü görem mi ki o kör Şemseddin Muhammed’in cenaze namazım kılam” der. Derhâl ivaz Paşa’nm bu sözünü kör Molla’ya yetiştirirler. Mevlânâ da buyururlar ki;

“Cenâb-ı izzet Kahhâr, Kayyûm ve Kâdirdir ki bir anda ivaz Paşa’yı kör ede. Bu hakiri görür hale getirip onun namazını bu âciz hakir kıla” der.

İvaz Paşa

Tanrı’nın hikmeti az müddet geçmeden bir gün Yıldırım Han, ivaz Paşa’ya bir husus için öfkelenip İvaz Paşa’nm iki gözlerine mil çektirir, ivaz Paşa kör olur.. Tanrı’nın hikmeti o Kadir gecesinde Mevlânâ Şems kadre erip nergis gözleri Allah’ın izniyle aydınlanıp ivaz Paşa’nm cenazesine imam olmuştur. Âlimlerin bir keşif ve kerametidir. 833 [1430] tarihinde vefat ederek Bursa’da kendi medreseleri yanında gömülmüşlerdir. Zahir ve batın ilimlerinde yetişkin ve mükemmel idi. Allah rahmet eylesin.

Vefa denizi, şifa yurdu, saygı merkezi, ihtişam kutbu, zamanın zahidi ve dindarı (Ali oğlu) Şeyh Şemseddin Mehmed, yani Hazret-i Seyyid Emir Sultan: Hz. Hüseyin soyundandır. Buhara’da dünyaya gelmiştir. Hac emrini yerine getirmek için Mekke-i Mükerreme’ye, oradan Medine-i Münevvere’ye gelip atası Hazret-i Resûl’ü ziyaret ederken Medine şerifleri;

“Nedir bu sende Âl-i Muhammedi sikkesi” diye itiraz edip saldırırlar ve şerifler surresini vermezler. Hemen Hazret-i Emir;

“Gelin atamızın huzuruna varıp şer’ ile yüzleşelim. Hangimiz temiz soydan ise onlar hüküm buyursunlar” diye bütün Mekke şeriflerini Peygamber Efendimizin huzuruna götür. Hemen Seyyid Emir;

“Es-selâmualeyke ey Ceddim” der customized tour istanbul.

Hemen Ravza-i Mutahhara içinden;

“Ve aleykümüsselâm ey evlâdım, Muhammed bin Ali” diye Peygamber Efendimizin sesi gelip;

“Oğul! Anadolu’ya doğru elinde bir kandil ile yürüyesin.” buyururlar. Hemen o mahalde bütün Mekke şerifleri Emir hazretlerinin ayaklarına düşüp nice yüz şerifler de birlikte Emir Sultan ile Anadolu’ya doğru yola çıkarlar. Görseler ki havada asılı bir kandil birlikte konak konak gidip karanlık gecelerde üzerlerine nur gibi ışık verir. Ta ki Bursa şehrine girdiklerinde o kandil sönüp kaybolur. Emir Sultan bütün fukaralarına:

“Ey dostlar, bizim ömrümüz kandil bu şehirde sönüp makamımız bu şehir olması işaretidir” buyururlar. Hemen Bursa ileri gelenleri Emir Sultan’m ayak tozuna yüz sürüp dört kere yüz bin adam müridi oldular. Zira o kandil ışığı ile bu zâtın Bursa’ya gir-diklerini her menzilde bütün âşıkları görür. Bursa halkı da üç gün üç gece o kandili görerek ulu sultan olduğuna tanıklık ettiklerinden bütün Bursa büyükleri Hazret-i Emir’den dervişlik cihazını kabul edip fukarası oldular.

Bizzat Yıldırım Bayezid Han önlerinde yaya yürüyüp dervişi olduklarından başka Yıldırım Bayezid Han, Nilüfer Hanım adındaki kızlarını Emir Sultan’a nikâhlaymca büyük sevinç ve şenlikler oldu. Anadolu diyarında bir velvele veren aziz oldu ki cihanda zamanın seçkini oldu. Hattâ Yıldırım Han, Ulu Cami’i yaptığında ilk cuma namazı kılındıktan sonra Yıldırım Han, Emir Sultan’a:

“İyi cami olmadı mı sultanım”, der. Emir Sultan:

“Kati güzel ve süslü cami olmuş ama ortasında beş on küp (damlası bile haram) şarap gerektir ki gelip giden cemaatler mel’un şaraptan içip gideler, hemen o eksiktir” deyince Yıldırım Bayezid Han:

Emir Sultan

“Yâ Sultanım! Bu ibâdethanedir. Hiç ne mümkündür ki böyle camide şarap ola” diye cevap verir. Hemen Emir Sultan:

“Bak a Yıldırım, bu camii sen inşa edip içine şarap komayı irtikâb etmeyi makul görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî’nin Kudret eliyle bir damla meniden yarattığı ism-i. azam tılsımı, arş ve kürsi meleklerinden üstün ve şerefli Allah’ın evi olasın. Özellikle insanoğlu hakkında Allah ‘Mü’minin gönlü Allah’ın Arş’ıdır.’ diye. Sen o Allah’ın arşı içine Allah’dan korkmadan nasıl gece ve gündüz pis şarap korsun” deyince hemen Yıldırım Han uyanıp şaraba tövbe eder Abaza Paşa devlete baş.

Emir Sultan hikâyesi: Timur Acem ellerinden çıkıp Bursa üzere gelirken Hazret-i Emir’e derler ki:

“Sultanım, Bursa üzerine eşkıya geliyor. Fakirlerin hali neye varır” derler. Emir de:

“Tahta’|-kale sahibi işini bilir. Eskici Kocaya ve Hazret-i Hızır’a ısmarlamıştır. Onlar iş başında memurlardır. Onlar bilir” derler. İşin sonunda Yıldırım Bayezid Han bozguna uğrayıp âhirete göçtükten sonra Emir Sultan bir tezkire yazıp;

“Var şu yaprağı Timur ordusunda bir Koca Eskici vardır, ona teslim eyle. Bu menzilden hareket buyursunlar” diye bu tezkireyi bir fukarasına verir. Derviş hemen tezkireyi Eskici Koca’ya teslim edince; ,

“Aziz hazretleri öyle mi buyurdular. Nola bu mekandan kal-kalım” diye iğnesini başına sokup gayrı âletlerini torbasına koyup kalkınca azametullah Timur ordusunda bir kurulmuş çadır ve çerge kalmayıp bütün Timur ordusu o mahalden kalkıp bölük bölük giderler. Meğer o eskici kutuplar kutbu imiş. Nice bunun gibi hikâyeleri var. Bir ciltli kitap Menâkıb-ı Emir Sultandır.

Emir Sultan’ın vefat tarihi :

“Oldu intikâl-ı emir”

Sene 833 [1430],

Bursa şehrinin dışında, doğu tarafında bir yüksekçe havadar yerde büyük bir türbe içinde medfundur. Yüksek kapısının kanatları baştan başa gümüş pullar, gümüş halkalar ve gümüş musanna sürgüler ile süslenmiştir. Kapının girişi de tamamen gümüş eşiktir. Bu kapıdan aşağı altı basamak taş merdiven ile mübârek türbesine inilir. Bütün duvarlarının içi ve dışı tamamen ibret verici bukalemun nakşı kâşî çinidir. Pencerelerinin dört adedi batı tarafına, Bursa ovasına bakar tunç pencerelerdir. Dört penceresi de kıble tarafında cami avlusuna bakmaktadır.