Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Fetihten Önce Konstantinopolis

0

15. Yüzyılda Batılı Gezginlerin Gözüyle

Fetih öncesi İstanbul, yani o dönemdeki adıyla Konstantinopolis, Batılı gezginlerin anlatımlarında hem ihtişamıyla hem de yıpranmış yapısıyla dikkat çekmiştir. Bu kent, yüzyıllar boyunca önemli bir medeniyet merkezi olarak varlığını sürdürmüş ve farklı dönemlerin izlerini bünyesinde barındırmıştır.

Byzantion’dan Konstantinopolis’e

İstanbul’un ilk çekirdeği olan Bizantion kenti, antik dönemde Hellen (Yunan) şehirlerinden biri olarak kurulmuştur. Zamanla Roma etkisi altına giren Bizantion, Roma İmparatoru I. Konstantinos (Büyük Konstantin) tarafından M.S. 330 yılında görkemli bir törenle Roma İmparatorluğu’nun ikinci başkenti ilan edilmiştir. Bu yeni başkente başlangıçta Nea Roma (Yeni Roma) denilmişse de, daha sonra imparatorun adına ithafen Konstantinopolis ismini almıştır Sightseeing Tours Ephesus.

Coğrafi Konumu ve Kozmopolit Yapısı

Konstantinopolis, Karadeniz ile Akdeniz’i birleştiren deniz yollarının tam kavşağında bulunuyordu. Aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında kara bağlantısı kuran stratejik bir noktadaydı. Bu özel konumu sayesinde ticaret, kültür ve dinler açısından tam anlamıyla bir kesişme noktası haline gelmişti.

Kent, Helenistik dönemin estetik anlayışı, Roma’nın hukuk ve yönetim gelenekleri, Hıristiyanlığın mistik havası, Anadolu’nun kültürel mirası ve Yakın Doğu’nun etkileri ile yoğrulmuştu. Bu özellikleri sayesinde, Konstantinopolis uzun süre boyunca “Kentlerin Kraliçesi” olarak anılmıştır Akşemseddin’in Katkıları ve Eserlerin İnşası.

Doğu Roma’nın Başkenti ve Savunma Yapıları

Roma İmparatorluğu ikiye bölündükten sonra, Konstantinopolis Doğu Roma İmparatorluğu’nun (daha sonra tarihçiler tarafından Bizans İmparatorluğu olarak adlandırılmıştır) başkenti olarak önemini sürdürmüştür. Kentin savunması için yapılan Theodosius Surları, İmparator II. Theodosios döneminde (408–450) tamamlanmıştır. Bu surlar, 1453 yılına kadar yani Osmanlı’nın fethine kadar şehri başarıyla korumuştur.

Kentin Yapısı ve Yerleşim Özellikleri

yüzyılın sonlarına doğru Konstantinopolis’in tıpkı Roma gibi on dört idari bölgeye ayrıldığı, Latince belgelerden anlaşılmaktadır. Ancak surlarla çevrili bu geniş alanın tamamı sık yerleşimli değildi. Özellikle dış mahallelerde yerleşim seyrektir. Bazı bölgelerde sadece birkaç manastır olduğu, şehir merkezinden uzak alanların henüz tam anlamıyla imar edilmediği bilinmektedir.

Fetihten önceki Konstantinopolis, hem görkemiyle hem de zamanla yıpranmış yapılarıyla Batılı gezginlerin dikkatini çeken bir şehirdi. Gerek coğrafi konumu, gerekse kültürel çeşitliliğiyle Doğu’nun en önemli kentlerinden biri olmuş, uzun yıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, İstanbul’un bugünkü kimliğinin oluşmasında da temel bir rol oynamıştır.

Akşemseddin’in Katkıları ve Eserlerin İnşası

0

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethinden sonra inşa ettirdiği türbe, cami, medrese, han, hamam, imaret ve sultan çarşısı gibi önemli yapıların yapılmasında en büyük etken, büyük veli Akşemseddin olmuştur. Bu büyük mutasavvıfın önerisiyle, İstanbul’un ruhani iklimini güçlendirmek için bazı kutsal mekânlar ziyaret edilerek dua edilmiş, ardından bu ziyaretlerin yapıldığı yerlere hayır yapıları inşa edilmiştir. Bu yapılar hem dini hem sosyal hayata hizmet etmiş, Osmanlı’nın İstanbul’daki ilk büyük yapılaşmalarına öncülük etmiştir İmparator Justinianos ve Nika Ayaklanması.

Ziyaret Edilen Manevi Büyükler

Fethin ardından İstanbul’da ziyaret edilen bazı önemli zatlar şunlardır:

Yâvedûd Sultan, Aya Dede, Horosî Dede, Şeyh Şemseddin Ahmed ibn İsmail Molla Güranî, Mevlânâ Mehmed bin İbrahim bin Hasan Niksarî, Hz. Vefa, Şeyh Veli Efendi, Ramazan Efendi, Molla Fenarî, Şeyh Abdurrahman bin Hüsameddin, Fukaralar sultanı Şeyh Muslihiddin ibn Hz. Şeyh Vefa

Bu zatlar, İstanbul’un fethinden sonra halkın ve devlet adamlarının sık sık ziyaret ettiği manevi şahsiyetlerdir. Dualarla anılan bu kişiler, şehirde manevi bir bağın güçlenmesine vesile olmuşlardır Ephesus Tours.

Evliyâ Çelebi ve Seyahatnâmesi

Evliyâ Çelebi, Osmanlı coğrafyasını dolaşarak yazdığı Seyahatnâme adlı eseriyle tanınır. Eserinde Fatih Sultan Mehmed’den sıkça bahseder. Aynı konuyu farklı bölümlerde, farklı ifadelerle anlattığı olur. Bu durum, onun anlatım tarzının bir özelliği olarak kabul edilir.

Ancak bazı yerlerde sayılarda ve tarihlerde tutarsızlıklar göze çarpmaktadır. Bu tutarsızlıkların büyük kısmı yazım hatalarından veya kopyalama sırasında oluşan yanlışlıklardan kaynaklanmaktadır.

Gerçeğe Yakın Bilgiler ve Evliyâ Çelebi’nin Değeri

Evliyâ Çelebi hakkında geçmişte yapılan bazı değerlendirmelerde, onun hayal ürünü bilgiler verdiği öne sürülmüştür. Ancak günümüzde yapılan daha detaylı ve akademik araştırmalar, onun verdiği bilgilerin büyük oranda gerçeğe yakın olduğunu ortaya koymaktadır. Onu hayalperest olarak gören bazı araştırmacılar bile, onun yazdığı yerleri ziyaret edip karşılaştırmalı incelemeler yaptıklarında, anlatımlarının doğruluğunu kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Özellikle İstanbul’un fethi sırasında gemilerin karadan yürütülmesi gibi tarihi olaylarla ilgili anlattığı detaylar, bugün hâlâ araştırılmaktadır. Bu bilgilerin doğruluğu, Evliyâ Çelebi’nin sadece bir gezgin değil, aynı zamanda güvenilir bir tarih anlatıcısı olduğunu göstermektedir.

Evliyâ Çelebi, Osmanlı tarihi ve kültürü açısından önemli bir kaynaktır. Onun anlatımları bazen abartılı gibi görünse de, içinde yaşadığı dönemin ruhunu ve gerçeklerini aktarmada çok değerlidir. İstanbul’un fethi gibi büyük olaylarda verdiği bilgiler, hem tarihi hem kültürel miras açısından kıymetlidir. Akşemseddin’in rehberliğinde yapılan yapılar ise bugün hâlâ ayakta duran Osmanlı’nın ilk izlerindendir.

Bahçesaray’da Rönesans Etkisi Fatih Portresinin Mimari İzleri

0

Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmed’i resmettiği ünlü portresinde kullanılan mimari kompozisyon, yalnızca İstanbul ve Venedik’te değil, çok uzak coğrafyalarda da etkisini göstermiştir. Bu etkilerden biri, 16. yüzyılın başlarında Kırım’da inşa edilen Bahçesaray Sarayı’nda görülmektedir.

Demir Kapı ve Fatih Portresine Benzerlik

Fatih portresindeki mimari çerçevenin neredeyse birebir benzeri, Kırım Hanlığı’nın başkenti Bahçesaray’da bulunan sarayın girişindeki “Demir Kapı” adlı yapıda karşımıza çıkar. Bu kapı, I. Mengli Giray Han (1478-1515) döneminde yaptırılmıştır. Kapının mimari tasarımında Gentile Bellini’nin Fatih portresinden esinlenildiği düşünülmektedir Rönesans Dönemi Venedik Mimarisi ve Fatih Portresine Yansımaları.

Kapının mimarının, Aloisio Nuovo (ya da Alevisio Novy / Alevis Novy, 1494-1551) olduğu kabul edilmektedir. Nuovo, I. Mengli Giray Han tarafından Kırım’a davet edilmiş ve bu önemli yapıyı inşa etmiştir. Sanat tarihçileri, Mengli Giray’ın Bellini’nin Fatih portresini gördüğünü ve bu görkemli tasarımı sarayının simgesel giriş kapısında kullanmak istemiş olabileceğini ileri sürmektedir.

Fatih’in Bakışı ve Saray Temsili

Tarihçi Maria Pia Pedani, Bellini’nin Fatih portresinde kullandığı mimari çerçevenin Osmanlı saray mimarisini yansıttığını belirtmiştir. Ona göre Fatih, bu çerçevenin içinden “Enderun” denilen sarayın özel bölümünden dışarı bakmaktadır. Bahçesaray’daki benzer mimari düzenlemenin de aynı anlama geldiği, yani hükümdarın iç mekândan yönetimi simgeleyen bir bakış açısıyla dışarıya baktığı yorumunu güçlendirdiği düşünülmektedir tour guide istanbul.

Moskova’da da Aynı İz Aloisio Nuovo’nun Yolculuğu

Bahçesaray’daki bu başarılı çalışmanın ardından Aloisio Nuovo, mimari dehasıyla dikkat çekmiş ve Rusya’ya davet edilmiştir. Sanat tarihçisi Andrea Spiriti, Nuovo’nun Kırım’daki çalışmalarının ardından Moskova’ya çağrıldığını ve orada önemli bir yapı olan Başmelek Mikail Kilisesi’ni inşa ettiğini aktarır.

Bu kilisenin portalinde (ana girişinde) de yine Bellini’nin Fatih portresinde kullandığı yarım daire kemer, sütun ve rozet gibi mimari öğelere benzer unsurlar görülür. Bu benzerlik, hem Bellini’nin kompozisyonunun hem de Venedik Rönesansı mimarisinin ne denli etkili ve yaygın olduğunu gösterir.

Venedik Rönesansı’nın Üç Farklı Coğrafyada Yansıması

Gentile Bellini’nin Fatih portresindeki mimari tasarım, zaman içinde yalnızca bir resim öğesi olmaktan çıkmış, farklı coğrafyalarda mimari bir motif olarak yeniden yorumlanmıştır. Bu motif:

İstanbul’da Fatih’in portresinde, Kırım’da Bahçesaray Sarayı’nın Demir Kapısı’nda, Moskova’da Başmelek Mikail Kilisesi’nin portalinde karşımıza çıkmaktadır.

Bu durum, Bellini’nin sadece bir ressam değil, aynı zamanda mimari sembollerin taşıyıcısı olarak da değerlendirilebileceğini ortaya koyar. Bellini’nin sanatı, politik gücü ve mimariyi buluşturan evrensel bir dil yaratmıştır.

Rönesans Dönemi Venedik Mimarisi ve Fatih Portresine Yansımaları

0

Fatih Sultan Mehmed’in Gentile Bellini tarafından yapılan portresinde kullanılan mimari kompozisyon, yalnızca sanatsal bir tercih değil, aynı zamanda Venedik Rönesansı’nın önemli mimari anlayışlarıyla da yakından ilişkilidir. Bu kompozisyonun benzerleri, dönemin Venedik yapılarında sıklıkla karşımıza çıkar.

Mauro Codussi ve Scuola Grande di San Marco

Venedik’in önde gelen mimarlarından Mauro Codussi, Scuola Grande di San Marco’nun (bugünkü Ospedale) cephesinde de Fatih portresindeki mimari öğelere benzer bir anlayış kullanmıştır. Bu cephede görülen kare kesitli sütunlar, Roma mimarisinden esinlenen bir gelenek olarak dikkat çeker. Özellikle Verona’daki Roma dönemi yapılarının etkisi burada hissedilir customized istanbul city tour.

Ayrıca, Venedik’teki Pilastri Acritani sütunlarının varlığı ve şehrin önemli noktalarındaki konumları da bu mimari anlayışın yayılmasında etkili olmuştur. Kare kesitli sütunların sadece mimari değil, aynı zamanda sembolik anlamlar taşıdığı da düşünülebilir. Bu sütunlar, hem görkem hem de güç temsili olarak algılanır.

Santa Maria della Visitazione ve Cephenin Dili

Venedik’in bir diğer dikkat çekici yapısı olan Santa Maria della Visitazione Kilisesi (Zattere), yine bu mimari anlayışa örnek teşkil eder. Kilisenin cephesi, kare kesitli sütunlar ve kemerli açıklıklarla inşa edilmiştir. Bu mimari düzenleme, tüm cepheye hâkim olacak şekilde düşünülmüş ve estetik bir bütünlük sağlanmıştır. Böylece mimari, yalnızca bir fonksiyon değil, görsel ve simgesel bir anlatı aracı hâline gelmiştir Fatih Portresindeki Kemerin Venedik’teki İzleri.

Fatih Portresindeki Kompozisyonun Venedik Dışındaki Etkileri

Gentile Bellini’nin Fatih portresinde kullandığı mimari düzenlemelerin etkisi sadece İtalya ile sınırlı kalmamıştır. Aynı kompozisyonun farklı coğrafyalarda da benimsendiği ve yorumlandığı görülmektedir. Bu bağlamda en dikkat çekici örneklerden biri, Moskova’daki mimari gelişmelerdir.

Çar III. İvan ve Moskova Rönesansı

Osmanlı’da Fatih Sultan Mehmed nasıl bir Rönesans hamisi olarak tanımlanıyorsa, aynı şekilde Çar III. İvan da (1462-1505) Rus Rönesansı’nın öncülerinden sayılır. III. İvan, dönemin önemli mimarlarından biri olan Floransalı Rudolfo Fioravanti’yi, Lombardiya’dan Moskova’ya davet etmiştir. Bu davet, Rus mimarisi için adeta bir dönüm noktası olmuştur.

Fioravanti’nin Moskova’da inşa ettiği en önemli eserlerden biri, Dormition Katedrali’dir. Bu yapı, Moskova’nın “Üçüncü Roma” olarak görülme idealinin bir simgesi hâline gelmiştir. Dormition Katedrali’nin cephe düzeni ve mimari dili, Batı Rönesansı’nın doğuya nasıl taşındığını gösteren önemli bir örnektir.

Fatih Portresindeki Kemerin Venedik’teki İzleri

0

Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmed’i resmettiği portrede kullandığı mimari kompozisyon, yalnızca sanatsal bir tercih değil; aynı zamanda Venedik’teki mimari eğilimlerle doğrudan ilişkilidir. Özellikle portredeki kemer biçimi, Venedik’te Erken Rönesans dönemine ait bazı yapılarda da görülmektedir. Bu benzerlik, Bellini’nin dönemin mimari dünyasıyla ne kadar içli dışlı olduğunu gösterir.

Pietro Lombardo ve San Giovanni Evangelista

Fatih portresinde yer alan kemer formunun izleri, Pietro Lombardo tarafından yapılan Scuola Grande San Giovanni Evangelista adlı yapının avlu girişinde karşımıza çıkar. Bu yapı, Venedik’in “scuola” adı verilen lonca benzeri kurumlarına ait erken dönem yapılardan biridir Bahçesaray’da Rönesans Etkisi Fatih Portresinin Mimari İzleri.

Buradaki kemer, yarım daire formunda, iki yanında rozetli volütler (sarmal süsler) yer alan bir kompozisyonla tamamlanır. Bu süslemeler ve kemer düzeni, Bellini’nin Fatih portresinde kullandığı mimari çerçevenin neredeyse aynısıdır. Özellikle kemerin iki yanına yerleştirilen akroter biçimindeki volütler, portredeki dekorasyonun birebir karşılığıdır.

Mauro Codussi ve San Zaccaria Kilisesi

Benzer bir mimari örnek de Mauro Codussi tarafından yenilenen San Zaccaria Kilisesi’nin cephesinde görülebilir. Bu kilise, Venedik’in en eski ibadethanelerinden biridir. Codussi’nin yaptığı düzenlemede, portredeki gibi kare kesitli sütunlara oturan yarım daire kemer açıkça seçilir customized tour istanbul.

Aynı kompozisyonun kilisenin cephesinde daha küçük ölçekte birkaç kez tekrarlandığı da dikkat çekicidir. Bu mimari uyum, Bellini’nin portresinde kullandığı yapının yalnızca sembolik değil, aynı zamanda dönemin mimari eğilimlerine uygun bir model olduğunu gösterir.

Bizans Bağlantısı Bilinçli Bir Seçim mi?

Bu benzerliği ilk kez ortaya koyan araştırmacı Oddone Longo olmuştur. Longo, San Zaccaria Kilisesi cephesi ile Fatih portresindeki mimari düzenlemeler arasındaki paralelliğe dikkat çekmiştir.

Tarihçi Maria Pia Pedani ise bu benzerliğin tesadüf olmadığını öne sürer. Ona göre, Bellini’nin bu kompozisyonu bilinçli olarak seçmiş olması muhtemeldir. Çünkü San Zaccaria Kilisesi’nin inşasında, Bizans İmparatoru V. Leon’un önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bu kiliseye gönderme, Fatih’i Roma ve Bizans mirasının yeni sahibi olarak sunma amacını taşıyor olabilir.

Amanos Dağları Sosyo-Ekonomik Yapı

0

Amanos Dağları, Gaziantep, Osmaniye ve Hatay illerinin sınırları içinde yer almaktadır. 2003 yılında Ertan Karabıyık ve Özgür Çetinkaya tarafından hazırlanan WWF-Türkiye’nin “Amanos Dağları Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Yapı Ön Araştırma Raporu”na göre, bölgedeki şehir nüfusunun artış hızı Türkiye ortalamasının altındadır. Gençler ve toprak sahibi olmayanlar, iş imkanlarının daha fazla olduğu köy, ilçe ve illere göç etmekte; ancak köyden kente nüfus hareketliliği yoğun değildir. Hassa ve Erzin gibi ekonomik kısıtı olan ilçe köylerinden mevsimlik işçi olarak ova köylerine göç edilmektedir Amanos Dağları’nda Sivil Toplum ve Koruma Çalışmaları.​

Geçim Kaynakları

Amanoslar’ın kırsal kesiminde, doğal yapının elverdiği ölçüde, temel geçim kaynağı toprak ve ormancılığa dayalıdır. Bölgedeki arazilerin %54’ü ormanlık, %19’u tarım, %7’si ise çayır ve mera olarak değerlendirilmektedir. Bölgenin düz ve sulanabilir alanlarında narenciye, sebze ve zeytin üretimi yapılırken, diğer alanlarda tahıl üretimi gerçekleştirilmektedir. Narenciye üretimi ve zeytincilik öne çıkmaktadır.​

Hayvancılık ve Diğer Faaliyetler

Orman içi açıklıklardan oluşan kısıtlı mera alanlarında sınırlı koyun yetiştiriciliği yapılmaktadır. Amanoslar’ın doğu kesimindeki hayvancılık, bölgenin ürün talebini karşılamamaktadır. Arıcılık, kırsal kesimde geliştirilebilecek önemli faaliyetlerden biridir. Arıcılık faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla İlçe Tarım Müdürlükleri tarafından projeler uygulanmaktadır. Amanos ormanlarında odun üretiminin yanı sıra defne, kekik, ıhlamur, kantaron gibi bitkiler de beslenme, şifa ve ticaret amacıyla toplanmaktadır. Antakya çevresinde yaklaşık 1000 yıllık geçmişe sahip ipek üreticiliği, I. Dünya Savaşı’ndan sonra suni ipekçiliğin gelişmesi ve 1930’lu yıllardan sonra dut ağacı sayısının azalmasıyla gerilemiştir. Ancak son yıllarda Antakya’nın Harbiye beldesinde ipekçilik yeniden canlanmaktadır. Amanoslar’da yaylacılık kültürü günümüze kadar gelmiştir. Sadece dağ köylerinden değil, ovadakilerden ve az da olsa il ve ilçe merkezlerinden de yaylalara çıkılmaktadır. Yaylacılık, hayvansal üretimin yanı sıra yazın serin ikliminden yararlanmak amacıyla da yapılmaktadır istanbul walking tour.​

Doğa Koruma ve Çalışmalar

Çevre Kuruluşlarının Faaliyetleri

Amanos Dağları’nın doğal yapısının zengin ve önemli olması nedeniyle, her geçen gün doğa korumacı sivil toplum kuruluşlarının sayısı ve çalışmaları artmaktadır. WWF-Türkiye’nin “Dünyaya Armağanlar” projesi çerçevesinde 2003-2004 yıllarında milli park önerisi için altyapı çalışmaları yapılmıştır. Bu süreçte, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü uzmanları, vakfın girişimiyle Amanos Dağları’nın milli park olması yönünde bir ön çalışma gerçekleştirmiştir. WWF-Türkiye, Çevre ve Orman Bakanlığı ve TEMA Vakfı işbirliğiyle bu çalışmalar sürdürülmektedir.​

Endemik Türler ve Biyolojik Çeşitlilik

Amanos Dağları, 100’den fazla endemik bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bu bitkiler arasında Amanos Lalesi (Tulipa amana), Osmaniye Adaçayı (Salvia osmaniensis), Amanos Orkidesi (Ophrys amanensis) ve Nur Dağı Kekik (Thymus nurdaghensis) gibi türler bulunmaktadır. Bu bitkiler, tıbbi kullanımları, ekoturizm potansiyelleri ve biyolojik çeşitliliğin korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bölgedeki endemik bitkiler, kaçak toplama, iklim değişikliği ve ormansızlaşma gibi tehditlerle karşı karşıyadır. Bu nedenle, tohum bankası projeleri ve yerel halkın bilinçlendirilmesi gibi koruma çabaları yürütülmektedir. ​

Karşılaşılan Sorunlar ve Öneriler

Çevresel Baskılar ve Tehditler

Amanos Dağları’nda orman kaynaklarının yoğun kullanımı, yaz aylarında dağların doğu kesiminde yükseklerde görülen aşırı otlatma, yaylaların yerleşim alanlarına dönüştürülmesi sonucu artan nüfus baskısı, yapılaşma ve betonlaşma, altyapı hizmetlerinin getirilmesi, uygun olmayan tarımsal kullanım, kontrolsüz ve bilinçsiz avcılık, bazı nadir bitki türlerinin aşırı toplanması, su kaynaklarının tahrip edilmesi, plansız olarak gerçekleştirilen yol açım çalışmaları gibi etkinlikler, nadir doğal türleri ve yaşam alanlarını tehdit etmektedir.

Amanos Dağları’nda Sivil Toplum ve Koruma Çalışmaları

0

Amanos Dağları, sahip olduğu ekolojik ve kültürel zenginlikler nedeniyle birçok sivil toplum kuruluşunun, akademik kurumun ve yerel yönetimin iş birliği yaptığı önemli bir bölgedir.

Kurumlar Arası İş Birlikleri

Erzin Belediye Başkanlığı, Erzin Çevre Koruma Derneği, Berlin Teknik Üniversitesi ve Vakfın Dörtyol Temsilciliği gibi çeşitli kurumlar bir araya gelerek Amanos Dağları’nın korunması ve sürdürülebilir kullanımı konusunda görüş alışverişinde bulunmuştur private istanbul tour.

Berlin Teknik Üniversitesi ve Çukurova Üniversitesi’nin 1998-2004 yılları arasında yürüttüğü “Güneydoğu Anadolu’da Amanos Dağları Peyzaj-Ekolojik Kompleks Analizi” projesi, bölgedeki toprak, iklim ve bitki örtüsünü inceleyerek önemli koruma önerileri sunmuştur.

Yerel Derneklerin Çalışmaları

Erzin Çevre Koruma Derneği ve Amanoslar Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği, doğa koruma çalışmalarını aktif biçimde sürdürmektedir.

İskenderun Çevre Koruma Derneği, çevresel sorunlarla mücadele ederek, doğal yaşamın korunmasına yönelik farkındalık çalışmaları yapmaktadır Amanos Dağları Biyolojik ve Kültürel Zenginlik.

Antakya Çevre Koruma Derneği, kent odaklı eğitim programları, okul bahçelerinin düzenlenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesine yönelik çalışmalar yürütmektedir.

Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği, 1991’de kurulmuş olup sahildeki kum talanını önleme, eğitim faaliyetleri ve Jandarma Çevre Koruma Timi ile ortak çalışmalar gerçekleştirmektedir.

Mustafa Kemal Üniversitesi, Samandağ’da doğal türlerin popülasyonunu ve korunmasını hedefleyen bilimsel araştırmalar sürdürmektedir.

Bölgesel Dayanışma Platformu: DAÇE

Doğu Akdeniz Bölgesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki çevre dernekleri, 1991 yılından bu yana Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) Ortak Sekreteryası çatısı altında iletişim ve dayanışma ağı oluşturmuştur.

DAÇE, küresel, ulusal ve bölgesel çevre sorunlarıyla ilgili olarak düzenli bilgi alışverişi yaparak Türkiye’nin diğer bölgelerindeki doğa koruma girişimlerine örnek bir örgütlenme modeli sunmaktadır.

Yayla Dernekleri ve Altyapı Hizmetleri

Erzin-Karıncalı Yaylası Güzelleştirme ve Koruma Derneği, Erzin ilçe merkezinden gelen vatandaşların kullandığı Karıncalı Yaylası’nda çöp toplama, su temini ve yol bakımı gibi altyapı hizmetlerini yürütmektedir.

Benzer şekilde, Bağrıaçık ve Üçkoz Yaylası dernekleri de aynı hizmetleri vermektedir.

Nüfusu yaz aylarında yaklaşık 50 bine ulaşan Zorkun Yaylası’nda da bu tür hizmetleri yerine getiren aktif dernekler bulunmaktadır.

Bu çalışmalar, Amanos Dağları’nın doğal zenginliklerinin korunmasında toplumun, bilim insanlarının ve yerel yönetimlerin ne kadar büyük bir rol oynadığını göstermektedir. Yardımlaşma ve örgütlenme kültürü, bölgenin sürdürülebilir geleceği açısından umut verici bir tablo sunmaktadır.

Amanos Dağları Biyolojik ve Kültürel Zenginlik

0

Amanos Dağları, Türkiye’nin güneyinde yer alan ve zengin biyolojik çeşitliliğiyle öne çıkan bir bölgedir. Bu dağlar, hem endemik bitki türleri hem de tarihi ve kültürel mirasıyla dikkat çekmektedir.​

Endemik Bitki Türleri

Amanos Dağları, dünya üzerinde sadece bu bölgede yetişen birçok endemik bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bu türler arasında şunlar öne çıkmaktadır:​

Amanos Lalesi (Tulipa amana): Dünyada yalnızca Amanos Dağları’nda yetişen bu lale türü, ilkbaharda açan mor-pembe çiçekleriyle ünlüdür Amanos Dağları Sosyo-Ekonomik Yapı.​

Osmaniye Adaçayı (Salvia osmaniensis): Tıbbi amaçlı kullanılan bu adaçayı türü, antioksidan özellikleriyle öne çıkmaktadır.​

Amanos Orkidesi (Ophrys amanensis): Nadir bulunan bu orkide türü, böcekleri taklit eden çiçek yapısıyla dikkat çekmektedir.​

Nur Dağı Kekik (Thymus nurdaghensis): Yüksek rakımlı bölgelerde yetişen bu kekik türü, aroması ve tıbbi değeriyle uluslararası pazarlarda yüksek talep görmektedir.​

Bu bitkiler, hem ekolojik denge hem de insan sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Tıbbi kullanımlarının yanı sıra, ekoturizm ve biyolojik çeşitliliğin korunması açısından da kritik rol oynamaktadırlar.​

Koruma Çabaları ve WWF-Türkiye’nin Rolü

Amanos Dağları’ndaki biyolojik zenginliğin korunması amacıyla çeşitli projeler yürütülmektedir. WWF-Türkiye, “Dünyaya Armağanlar” projesi kapsamında, bölgenin milli park statüsü kazanması için çalışmalar başlatmıştır. Bu süreçte, Çevre ve Orman Bakanlığı ile işbirliği içinde, Amanos Dağları’nın korunması ve sürdürülebilir yönetimi için bilimsel ve sosyal çalışmalar yürütülmektedir Amanos Dağları Sosyo-Ekonomik Yapı.​

Doğal ve Kültürel Mirasın Önemi

Amanos Dağları, sadece biyolojik çeşitliliğiyle değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel mirasıyla da önemlidir. Bölge, farklı uygarlıkların izlerini taşımakta ve çeşitli inançların bir arada yaşadığı bir alan olmaktadır. Bu zengin miras, bölgenin ekoturizm potansiyelini artırmakta ve sürdürülebilir kalkınma için fırsatlar sunmaktadır.​

Kırım’dan Ganimet Taşımak ve Savaş Hazırlıkları

0

Kırım’dan haftada bir veya iki kez, beşbaş çetecileri Azak Kalesi’nin altına gelir ve burada avlanarak Kırım’a ganimet mallarıyla geri dönerlerdi. Bu kaleler, tamamen Moskof İmparatorluğu’na bağlıydı. Kırım’ın bu çetecileri, savaşçı ruhlarıyla ve stratejik hamleleriyle bölgedeki önemli hareketliliği sağlıyorlardı.

Muş Nehri’ni Geçmek ve Zorluklar

Kırım’dan ilerleyerek, Süt Nehri’nin kenarından bir saat daha yol aldıktan sonra, Muş Nehri’ne ulaştılar. Bu nehir büyük ve zorlu bir sudu. Askerler, bu nehri geçerken büyük zorluklarla karşılaştılar. Kışın sert soğuğunda, silahlar tulumlara yerleştirilerek nehri geçtiler. Biraz dinlendikten sonra, askerler daha iyi bir şekilde yolculuklarına devam edebildiler. Muş Nehri, tıpkı Don Nehri, Turla Nehri ve Tuna Nehri gibi balık zenginliğine sahipti. Burada morina ve mersin balıkları da oldukça lezzetliydi. Ayrıca, çığa ve uştuka balıkları da çok beğeniliyordu.

Muş Nehri, Moskof ülkesinin kuzeyindeki dağlardan doğarak Azak Denizi’ne dökülür. Nehri geçtikten sonra, göç davulları çalınarak yola çıkıldı. Ancak, yola çıkıldığında yoğun kar yağışı başladı. Bu, yolculuğu daha da zorlaştırdı. O gece Deşt-i Kıpçak’ta kar üzerinde konaklandı ve ertesi gün tipi ve boranla karşılaşılarak 16 saat boyunca yürüyüş devam etti.

Deşt-i Kıpçak’ta Konaklamak ve Yeni Bir Yolculuk

Deşt-i Kıpçak’tan ayrıldıktan sonra, tekrar bir başka bölgeye doğru yola çıkıldı. Yörembay Menzili’ne ulaşıldığında, karla kaplanmış bir alanda bir gece daha konaklandı. Ertesi sabah, atlara binilip yeni bir 16 saatlik yolculuğa çıkıldı. Bu uzun yolculuk sırasında kış koşulları askerleri oldukça zorladı, ancak ilerlemeye devam ettiler private tour istanbul.

Kırım Ülkesine Yolculuk ve Buluşmalar

Kırım’a ulaştıklarında, Or-ağzı adlı kaleye vardıklarında, Veziriazam Kara Mustafa Paşa’nın ulaklarından biri olan Kara Receb Ağa, 20 atlıyla Azak’a gitmek üzere yola çıkarken Tatarlarla karşılaştı. Azak Kalesi’nin fethi konusunda yaşadıkları zorlukları ve deneyimleri Kara Receb Ağa’ya anlatırken, Han’dan gelen bazı mektuplar alındı ve yine geri Asitâne’ye doğru dönüldü.

Kırım’da Misafirlik ve Dinlenme

Tatar Hanı ile birlikte Kırım’a seyahat ettik ve Bahçesaray şehrinde, Çürüksu adlı derenin kenarında bir misafirhane bağışlandı. Bu misafirhane, tüm ihtiyaçlarımızı karşıladı ve burada dinlenme fırsatı bulduk. Han, devletinin devamı için dua etmeye devam etti. Ancak, bir süre sonra hastalandım ve gezip dolaşmaktan vazgeçtim. Kış mevsimi, seyahat etmeyi oldukça zorlaştırmıştı ve dondurucu soğuk, adım atacak gücüm kalmadı Karadeniz’in Boyutları ve Etrafındaki Nehirler.

Kırım’ın Azak Kalesi’ne Yardımları ve Çatışmalar

Bu kış, Tatar Hanı, Azak Kalesi’nde kuşatma altındaki düşmanlara yardım gelmemesi için Kırım Yarımadası’ndan üç kez büyük askeri birlikler göndermişti. Her defasında 40-50 bin askerle Azak Kalesi’nin altına yürüyüş yapılır, çatışmaların ardından avlanıp, ganimetler alınarak zaferle geri dönülürdü. Bu askeri hareketler, hem Tatarların bölgedeki etkinliğini gösteriyor hem de Kırım’ın askeri gücünü pekiştiriyordu.

Bu zorlu yolculuklar, hem doğa koşulları hem de askeri strateji açısından oldukça önemli deneyimler sundu. Kırım ve Azak arasındaki bu yolculuklar, bölgedeki askeri gücün korunmasına ve devamlılığını sağlamaya yönelik stratejilerle doluydu. Tatar askerleri, sert kış koşullarına rağmen moral bozmadan görevlerini yerine getirmeye devam ettiler.

Karadeniz’in Boyutları ve Etrafındaki Nehirler

0

Karadeniz’in Uzunluğu ve Genişliği

Karadeniz’in büyüklüğü ve manzarası, bu denizi gezip inceleyenler için dikkatlice hesaplanmış bir veridir. Yapılan hesaplamalara göre, Karadeniz’in uzunluğu, Anadolu kıyısından başlayıp Trabzon’un önünden geçerek Faşa Çayı Boğazı’na kadar 1500 mil mesafeye sahiptir. Boğaz’dan Abaza bölgesine kadar olan mesafe ise 1700 mil, Boğaz’dan Azak Kalesi’ne kadar olan mesafe ise 2000 mil kadardır. Bu, Karadeniz’in ne kadar geniş bir alanı kapsadığını gösteren önemli bir bilgidir.

Karadeniz’e Karışan Nehirler

Karadeniz’e hem Anadolu hem de Rumeli taraflarından birçok büyük ve küçük nehir karışmaktadır. Bu nehirlerin içinde en büyüğü Rumeli tarafındaki Tuna Nehri’dir. Tuna, 700 büyük nehirle birleşerek büyük bir nehir haline gelir ve Karadeniz’e beş farklı noktadan karışır. Bu noktalar, Kili Kalesi’nin önünde, Tulça Kalesi dibinde, Soluna Boğazı’nda, Karahırmen Boğazı’nda ve Hızır-İlyas Boğazı’nda yer almaktadır. Diğer önemli nehirler arasında, Trabzon yakınındaki Faşa ve Çoruh Nehirleri, Taman Kalesi yakınındaki Küban Nehri, Azak bölgesindeki Don Nehri ve Özü Nehri sayılabilir. Ayrıca, Anadolu tarafında Bafra yakınındaki Kızılırmak, Çarşamba Nehri (Yeşilırmak) ve Sakarya Nehri de bu denize karışan büyük nehirlerdendir. Bunlar dışında, 1680 küçük nehir de Karadeniz’e karışır Keliğra Kalesi’nin Onarılması ve Korunması.

Karadeniz’in Çevresi ve Etrafındaki Kasabalar

Karadeniz’in çevresi, Azak Denizi ile birlikte toplamda 6.060 mil olarak ölçülür. Bu çevreyi karadan dolaşmak isteseydik, 150 konak ve yaklaşık beş aylık bir yolculuk gerekirdi. Her bir konaklama, yaklaşık olarak 12 saatlik bir yolculuğu kapsar, bu da Karadeniz’in çevresinin ne kadar büyük olduğunu gösterir. Bu kadar büyük bir deniz, gezginler için önemli bir yolculuk ve keşif alanıdır.

İstanbul’a Dönüş ve Şükürler

1640 yılının Şaban ayında, Karadeniz’in çevresini dolaşıp tamamladım ve sağ salim İstanbul’a geri döndüm. İstanbul’a vardığımda, ilk olarak Ebâ Eyyub-ı Ensarî hazretlerinin türbesine gidip orada dua ettim. Mübârek ruhları için bir hatm-i şerif okuyup, Hak için bir kurban kestim. Ardından, İstanbul’a dönerken babam ve annemle yeniden buluştum. Onlar beni kucaklayıp, sağ salim döndüğümü görünce büyük bir mutluluk yaşadılar.

Sonuç olarak, Karadeniz, hem büyüklüğü hem de etrafındaki zengin doğal kaynakları ile dikkat çekici bir denizdir. Gezip görmek, keşfetmek için harcanan zaman ve emek, bu denizin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serer. Bu gezinin sonunda, hem ruhsal hem de fiziksel olarak huzur içinde İstanbul’a geri dönmek, tüm bu yolculuğun en değerli anı olmuştur guided tours istanbul.